Aynı

o parktaki çocuklar hala oynuyorlar, belki aynı çocuklar değil ama oynayan çocuklar var hala... kim bilir, kaç kere içinden geçip giderken salıncakların paslanmış zincirlerine baktığım o park işte...

evim de aynı... hani hiç gelmediğin ve gelmemek istediğin, hala yerinde duruyor... o sevdiğin parfümümü kullanıyorum hala ve bitince yine aynısından alıyorum... kokusunu duyuyor musun?

ilk öptüğüm kız değişmedi hala, adı aynı... ilk aşkım aynı, annem, babam aynı... dostlarım da hemen hemen aynı... boşluk hala var içimde, nedeni belirsiz ve acı verici... sen varken de vardı, sen yokken de var...

kırmızı kazağımı giymiyorum artık, çünkü kış olmasına rağmen havalar sıcak, buna değişiklik mi denir ne denir ama denmez sanırım...

sanki çok becerikliymişim gibi çevreme kız mevzularında akıllar veriyorum... dinliyormuş gibi yapıyorlar ama aslında umurlarında değil, sarhoş muhabbeti yapıyoruz, uyuyoruz, kalkıyoruz...

geceleri efkar basıyor ve bu gece içmeyeceğim dediğim halde çıkıyorum dışarıya, içiyorum...

hala aynıyım...

senle değiştiğimi sandığım ben, hala aynı!

İsmail, Rahmi ve Adem

"dün gece hiç tanımadığım bir erkeğe
sırf sana benziyor diye,
usulca sokulup
naber lan yarraam?"

dedim rahmi'ye. rahmi:" e sonra ne oldu abi?" dedi. "adam bana yumruk attı ama ben eğildim rahmi." dedim. sonrasında da koşarak kaçtığımı, kaçarken salı pazarı'ndan geçtiğimi ve aksiyona aksiyon katması açısından birkaç da portakal tezgahı devirdiğimi tükürük içinde kala kala anlattım. "hatta birkaç esnaf havaya tavuk fırlattı tam oldu" diyerek amerikan filmi kovalamaca sahnelerinde olduğu gibi coştukça coştum. Rahmi "abi ben uyuyorum, hadi iyi geceler" diyerek çıktı odadan. O sırada İsmail çaldırdı beni. açtım. Ne yaptığımı sordu, hiç bir şey yapmadığımı belirttim. İsmail: "biz cafedeyiz, sen de gelsene." dedi; ben de "dizide mi oynuyoruz gerizekalı, adam gibi söylesene hangi cafede olduğunu." diye çemkirdim. Sonra cafenin adını da söyledi. İsmail, bana kız arkadaş bulabilmek için epey çaba sarfetmiş - öküzlüklerim yüzünden başarılı olamamış-, İsmail'den kanka olmaz diyenleri yanıltacak performansa sahip biriydi. Kendisiyle küfürlü konuşur, tehlikeli şiirler okurduk. O gün de yalnız arkadaşını benle tanıştırmak için cafeye çağırmıştı, tanıştırdı da. Kız pilav gibiydi. Hemen İsmail'e' "okey." manasına gelen işaretimi yaptım, o da telefonu çalıyormuş ve acil bir işi çıkmış gibi kalktı. Pilav gibi olan kız ile -adı pelin idi- başbaşa kaldık. Uzun süre sessizce oturduk. "sen kimleri dinlenrsin?" dedi bana. "orhan-ferdi- sibel can, alemin kralı radyo can" mottosunu benimsemiş biri olarak uzun süre bakakaldım ve "klasik müzik." dedim. "oo, çok iyi.." dedi ve başladı bana senfonileri, konçertoları bilmem neleri sormaya.. "hı hı." diyor, sürekli onaylıyor ve hiçbir şey demiyordum. Pasivize olmak için geliştirdiğim bu taktik Pelin'in aklını almıştı, meğerse kız kendini dinleyecek birini arıyormuştu. Akşama kadar o söyledi, ben onayladım; o dedi ben kafa salladım. Akşam vakti evine doğru yol aldık. Kahveyi bitirdikten sonra pelin klasik müzik açtı ve "bu seni rahatlatır." diyerek dudaklarıma yapıştı. Bu kadar kolay olacağını tahmin etmiyordum; ama o an pencereden cami'nin ışıklarının yanık olduğunu farkettim. O gün kandil idi ve ben pelin'e "gitmem gerek." diyerek oradan uzaklaştım. Ertesi gün İsmail, Rahmi ve evde muhtemelen uyumakta olan Adem'i arayıp "akşama içmeye gidelim." dedim. Çok pimandım

Nigtmare- Dilemma

Sabahları servise binmeyi tercih ediyordum. Böylelikle hem ülkemin gereksiz petrol tüketmesini önlüyordum, hem benzin parasından yırtıyordum, hem de İşime giden 45 dakikalık yolda uyuyabiliyordum. Sabahları midem ekşimiş olduğu için g.t gibi bir suratım oluyordu. Bunun farkındaydım. Ayrıca mide kanserinin de kapıda olduğunun da farkındaydım, ancak 10 senedir bu mide ağrısı vardı ve bir gastroentroloji uzmanına görünmeye niyetim yoktu. Midem günden güne büyüyor, günden güne ağrıyordu. Üstelik genelde geç yatıp uykusuz kaldığım için suratım daha da götleşiyordu. Yol boyunca uyumak bir nebze iyi geliyordu. Fabrikaya vardığımızda ise mide ağrım tamamen geçmiş durumdayken baş ağrım iki katına çıkıyordu. Cayır cayır çalışan makinalar, beni görünce sigarasını söndürüp baretini takan işçiler, bol yağ kokusu vardı bu ortamda. Beni gören zoraki bir “Günaydın.” diyordu. Kimse beni sevmiyordu, ancak bize böyle öğretmişlerdi. İşçinin ensesine şaplak atarsan götüne parmağı yerdin. Çalıştığım fabrikanın eğitiminde bunu göstermişlerdi bize. O yüzden somurtkan, hiçbir şeyden memnun kalmayan, sürekli fırça çeken aksi mühendis olmalıydım ki götü de göbeği de benden daha büyük olan, saçı benimkinden daha az olan ve benden daha somurtkan olan müdürümü memnun edeyim; o da aynı şekilde daha az saçlı, daha godaman patronu memnun etsin. Godaman patron memnun olsun ki gitsin, kendisinden 20 yaş küçük karısını memnun etsin. Yani görüldüğü üzere bir fabrika dolusu adam godaman patronun karısını memnun etmeye uğraşıyorduk. Üstü kapalı bir gang bang durumu vardı. “Naughty Wife and Presçi Ali Usta Gone Wild” başlığını görür gibi olmuştum.

Çay molalarında odama gidiyor, radikal.com.tr'den haberleri okuyordum. Bilgisayar teknolojisi baya ilerlemişti, ama biz ofis insanları hala Solitaire oynuyor, radikalden haber okuyor ve haberlere “Burası Türkiye işte, ne beklersin ki…” şeklinde yorumlar yapıyorduk. Ülke almış başını gitmişti, ama biz hala beğenmiyorduk. Bu haber yorumlarını yazarken de ülkemize en ufak bir iyiliğimiz dokunmuyordu. Bir gün maillerimi kontrol ederken üniversitedeki teknik resim hocamızın vefat ettiğini okudum. Ankaralı Turgut’dan güzel bir şarkı açtım ve kravatımı kafama taktığım gibi oynamaya başladım. Allahtan odalarda ses yalıtımı vardı. Eve geldiğimde kayın validemle selamlaşıyorduk zoraki olarak. Kendisi, küçük kızımız Sofya’ya bakmak için bizde kalıyordu. Ve beni hiç sevmiyordu. Açıkçası ben de kendisinden hiç ama hiç hazzetmiyordum. Zira kaynanam asla ısınamıyor, kombiyi sonuna kadar açıyordu. Günde 2 kere duş alıyordu, bulaşıkları hala eliyle yıkıyordu, ocağın altını kapatmayı sık sık unutuyordu, evde gerekli gereksiz bütün ışıkları açık bırakıyordu, ev telefonuyla bütün gün baldızımla konuşuyordu. Lakin ben modern bir Türk erkeği olarak kaynanama bir şey diyemiyordum. Sevgili eşim Yeliz’e de ne zaman bu konuyu açmaya çalışsam “Nesi varmış annemin?” diyordu. Cevap basitti; bana garezi vardı. Benim cebimden çıkan para arttıkça kadın mutlu oluyordu. Yarım yamalak kıldığı namazlarda eminim ki “Allah’ım, damadımın ekonomik olarak batmasını nasip eyle.” diye dua ediyordu. Eşim Yeliz bu durumu anlayamazdı. Zira kendisi iş-alışveriş merkezi-kuaför arasında gezmekten enerjisini toplayıp evdeki olayları gözlemleyemiyordu. Ben de onun için evin masraflarını karşılayan, seks ihtiyacını gideren ve çocuğunun yarısına sahip olan bir adamdım. Ben çıksam, yerime 32 numaralı formasıyla Kamil girse Yeliz için hiçbir şey fark etmezdi. Yeliz adeta büyük bir takımdı ve ben de o takımın yokluğu doldurulabilecek olan futbolcusuydum. Evdeki diğer bir sorumluluğumda küçük kızım Buse’yle birlikte tam bir modern baba olarak vakit geçirmek, oyunlar oynamak, derslerine vakit ayırmaktı. Yalnız, küçük kızım Buse tam bir denyoydu. Onu özel okula yolluyordum. Bebekliğinde de en güzel mamalardan yedirmiştim. Yapımında kaliteli sperm kullanmıştım, lakin sonuç ayyuka çıkmıştı. Benim beyinsiz kızım 4 mevsim, 365 gün, 24 saat dondurma isteyebiliyordu. Ve dondurmasını bitirdikten sonra da dondurma isteyebilmesiyle tanıdığım en denyo insanlar listesinde hatrı sayılır bir yere kavuşmuştu. Sürekli birbirinden salak kızlardan oluşan müzik gruplarının posterlerini odasına yapıştırıyor, müzik zevkini her ne kadar değiştirmeye çalışsamda beni kesinlikle dinlemiyor, annesinin makyaj malzemeleriyle oynuyor ve sürekli bir şeyler istiyordu. İstediği gerçekleşmez ise havyanlar gibi böğüre böğüre ağlıyordu. Ve maalesef ben modern bir baba olarak çocuğumun ağzının orta yerine iki tane yapıştıramıyordum. Çağdaşlık, modernlik denilen bu lanet elimi kolumu bağlıyordu. Sadece “Yapma kızıııım, ağlama Sofyaaa, hayır onu şu anda yapamam ve ağlaman hiçbir şeyi değiştirmeyecek.” diyebiliyordum. Ki çoğu zaman bu da yalan oluyor ve istediğini yapıyordum. İş yerimdeki 40 yaşındaki bilgisayar teknisyeni Haydar Usta’yı tek imzamla işinden edebilecekken ufacık bir gerzek kıza hiçbir şey yapamıyordum. Bu ne biçim bir dengesizlikti böyle?

Derken uyandım.. Nefret ettiğim okuluma gelmişti otobüs, “Bu daha başlangıç..” dedi otobüs şoförü bağırarak. İrkildim. Daha sonra şoför, direksiyonun başından kalktı ve yüzünü bana döndü. Bu, bu godaman patrondu. Otobüste başka hiç kimse yoktu.

Derken uyandım..Saat öğlen 12 olmuştu. Yastığımın üstü ağzımın suyuyla dolmuştu. Annem, “Oğlum kahvaltı yapmayı düşünmüyor musun acaba?” diye mutfaktan bağırıyordu. En azından hala uyuyabiliyordum, hala Sofya salağı girmemişti hayatıma. Sıkılıyordum, ama mutluydum.

Ve artık yoksun


burda yalnızlığımı yakıyorum...
yalnızlığım yanıyor kül oluyor isminin son hecesinde...
gökyüzünü yırtıp dolun "ay" da işlencek masum bir cinayet misali...

sensizliği dokudum ölüm şehirlerinde...
gitmek istedimde gidemedim...
her üşümek istediğimde cayır cayır bir sensizlik yaktı içimi...
her yanmak isteğişimde... üşüdüm... korktum...

ve artık yoksun..
biliyorsun...
ve artık yoksun...
bunun ne demek olduğunu sen biliyormusun..
ve artık yoksun...
bir hıçkırık kadar uzağımda...
ve artık yoksun...
erişemiyorum sana duyuyormusun?
ve artık yoksun...
susuyor..konuşuyormusun?
ve artık yoksun...
yoksun....

Sensiz Olmuyor...

Sensiz olmuyor, yalan değil. Hep birşeyler eksik kalıyor, içimde. Biraz içki içiyim diyorum, senin için bir dikişte içiyorum, biliyor musun, sensiz olmuyor, bir baş dönmesi var sürekli, bir yokluğunda sallanma hali, bir türbülans her geçişim aynadan..

Sensiz olmuyor, bir gerçekliğin kısa bir özeti.

Saçlarım bir türlü yana yatmıyor, her sabah boşuna uğraşıyorum sensiz olmuyor. Yemek yemeyi de bıraktım, her gün bi kaç dilim ekmek, kelebeklerin uçuştuğu midem artık bomboş bir mağara gibi.

İyilik yapmak istiyorum birlerine, kaş yaparken kendi gözümü boyuyorum, alıştım işte nasıl olsa sürüyor hayat falan diyorum birilerine ama yalan işte, yalan, her anı içime batıyor sensizliğin, sensiz olmuyor!

Tag(me) yemek ve Din üzerine sohbetler...

Bugün taglendim yanda ki resmin en ön solundaki çocuk olarak(işaretledimde) --o zamandan bu zamana kadar da pek değişmemişim işin aslı, aynı duruyorum lan :p--Bilirsiniz herkes ilginç ilginç resimlerde etiketliyorlar birbirlerini insanlar sağolsunlar başka işleri yokmuş gibi, bi keresinde çıplak, çükleri ortada bir kaç çocuk, köy gibi bi yerde, bi gölete girmeden önce resimleri çekilmiş işte, ondan bile tag yedim çüküm açık açık, sormayın yani durum o derece vahim artık ve sonrasında da koyu geyikler yapılıyor, birileri geyiğini yapıyor, birileri o geyiğin sonu gelmeyen boynuzlarını. Ben bu olayın sadece komik tarafını seviyorum işin aslı. Gerçi tek yapılma nedeni de bu değil mi zaten :) Bugün lise arkadaşım Ulaştan yedim tagimi, 10-15 kişiyi etiketlemiş. Neyse direk yorumlara bakalım;
Ulaş
olm hepiniz de çok yakışıklıymışsınız valla :­)
14 Kasım, 03:32 ·
A Dying Wish
çok özlüyorum, çok aşığım, çok evlenicez o günleri
14 Kasım, 03:43
Kenan
sen ayrısın ama :­) ayrılığın bu kadarı :­)
14 Kasım, 03:43
Ulaş
tabi olum gençliğim
14 Kasım, 03:45
Aytaç
fotoğrafta uzun mu göstermişim : :­),,,
14 Kasım, 03:46
Kubilay
haydi beyler hazırlanın kuşluk vakti yaklaştı :­)
14 Kasım, 03:55
A Dying Wish
kubilay hocam benim bad-boys abdesti almam gerekiyor, siz devam edin... kazasını yaparım aman kılarım ben sonra
14 Kasım, 03:59
Kubilay
kazaya kurban gitmek var bak işin sonunda :P
14 Kasım, 04:06
A Dying Wish
kurban gitmek derken kubilay hocam, biz muhterem ulaş hocamla deveye girdik kurban bayramı için ve bu arada da deve güreşlerine de bol miktarda para yatırdık diğer arada.. caiz midir, yoksa biz çok mu acizis? teşekkürler hocam
14 Kasım, 04:10
Kubilay
extra bonus artı milpuan kazanma şansınız var devede öyle oluyor.
14 Kasım, 04:13
A Dying Wish
pekala hocam extra bonus ve artı mil puan dışında bide süpersonik tesbih ve momosteril toynak veriolarmış biriktirdiğimiz bonus ve puanlar ile.. ne derece doğrudur? teşekkürler hocam..
14 Kasım, 04:16
Kubilay
yok onlar sayılmaz. yani süpersonik tesbih belki sayılır hani tesbih sonuçta saymak lazım ama bak domuz gribide var şimdi tesbihden sonra elleri yıkamak lazım iyice yıkarkende içinden yirmiye kadar sayman lazım o çok mühim yoksa şeytanlar birikir başına, dudaklarını oynatarak sayarsan extra milpuan. ama toynak hikaye. birde vade 24 ayı geçmemeli. risk olur o zaman. mümkünse peşin. bak peşin söylüyorum. peşin sıra borcun gelir yoksa
14 Kasım, 04:20
A Dying Wish
kubilay hocam çok teşekkürler,peşin hükümlü olmadan bi araştırmak, incelemek lazım. hemen bi bi islam shop'a gidip dediklerinizden faydalanmaya, yararlanmaya başlıcam. bu arada 12 hayvanlı türk takviminden 2 hayvan çalınmış hocam, bugün cuma hutbesinde hoca söyledi ama ben yemedim tabiki. yinede bi kaç sorum olacaktı size hocam;
  • bu olay bundan dolayı kılacağımız namazlar için bi sorun teşkil edermi? (ayların kısalmasından dolayı)
  • ederse o 2 hayvanı bulmak gerekiyor mu? ...
  • o hayvanları bulana verilen ödül para ödülümü, cennetten bi köşe mi, 3 cami yaptırmış kadar sevap mı?
  • o hayvanlar için "kayıp" ilanı çıkartıldı mı?
  • hayvanların çok tehlikeli olduğu söyleniyor, doğru mu?(tehlikeli iseler takvimde ne işleri var dır?)
  • buluNAMAZ iseler?
teşekkürler hocam...
14 Kasım, 04:29
Kubilay
şimdi bak şakirt. önce bir çay doldur içelim içimiz huuşuu ile dolsun ki konsatre olabilelim. şimdi sana hayvanlar kaçtı diyen adam aceba sana bir soru yöneltmiş olabilir mi? hani saat kaçtı gibisinden bu ihtimal üzerinede düşünmek lazım. yoksa sana hayvanlar kaçtı diyen hayvanları görmüş mü hiç? pekala sana hayvanlar kaçtı cümlesini söylendiğinde senin içinde bir kıpırdanma oldu mu? hani şimdi hayvanlar kaçıyor birde sana iş sakat.şimdi bir başka sorunun cevabını ömer hayyamdan alıyoruz. ömer hayyam diyor ki: cennette türlü şaraplar varmış, cennet ala meyhane midir?, her mümine iki huri düşermiş yoksa cennet ala kerhane midir? ben demiyorum tabi, ömer hayyam diyor ben aracıyım. şimdi 2 ay eksilirse denk getirmek için kalbinden kopan kafana göre iki ay seçip onlarda 5 yerine 10 vakitle farkı kapatman lazım. bu arada bu cümleyi yazarken hengi soruda kaldık onu unuttum aslına bakarsan yazdıgım diger cümlelerin arasında bağ varmı aceba onuda unuttum. ama zaten ben sana birşey anlatmak istemem yanlış olur şakirt kardeşim. ben senin aklında ve kalbinde bir soru işareti uyandırmak istedim.
14 Kasım, 04:37
A Dying Wish
saolasın kubilay hocam... sayenizde bayaa dini bilgeliğim artıyor, yakında büyük bir budist olabilicem.. bu arada soruları boşverelim hocam, biz namazlarımızı kılalım hocam ama saf saf bakarsak da safları sık sık tutarız zannımca..
14 Kasım, 04:41

Ali Gırçıl Abim

Bizim mahallede bi abimiz var, çok severiz kendisini... Bana facebook hesabı açmamı söledi.. Yokmuş, sağdan soldan da duyup duruyormuş. Dükkanına da internet bağlatmış abimiz, okey mokey oynuyorum dedi, başka bişi yaptığım yok, birde şu fa-ce-bok (aynen söylediği gibi yazayım dedim) nedir, bi öğretiver, bakıverelim vs. gibi şeler söledi... İçim elvermedi, ruhum Ali abimin ruhu ile füzyona girip kaynayıverdi oracıkta. Hemen ilk önce bi mail adresi almakla işe başladık, sonra malüm facebook hesabını açtık... Sonrada bi resmini çektik hemen telefon ile, profile koyalım diye.. Hay ben o hesabı bu mal abimize açmaz olaydım... Facebookta profil sayfama gelen mesajlar ve cevaplarını direk buraya sırası ile yazıyorum, buyrunuz;

Ali Gırçıl: adyingwishcim gız msni var mı sende fazla muhabbet eden ?

20 Eylül, 03:49

Adyingwish

ali abi naptın sen ya:) bu burdan sölenecek şey mi abicim? çok sürrealist yaklaşımlar içinde görüyorum seni son günlerde. kırmızı ışıkta kendinden mi geçtin abi?
20 Eylül, 04:06 ·
Ali Gırçıl
eheheh nerden bulun bu lafları bilmem ki ışşık mışşık bak şimdi aslan yiğenim yalınış bi şiy deyiysem arkadaşlarına neyim mahçup ettiysem gusuruma bakma ama bak sende tam öğretmedin bana facebooku açtın yaptın şiiy dedin aha şura yaz bende ora yazıyom yiğenim ne biliyim gusurumuz affur inşala
20 Eylül, 10:28 ·

Adyingwish

ali abim, öylr şey olur mu ya.. sana öğreticem dedim, söz verdim öğreticem. kah kız bulmakta güçlük çekicez, kah kızlar gani gani gelecek ali abim. tek yapman gereken sabırla beklemek. bak sana "köh köh haraberleri" sayfa 86 bölüm 103/9 dan bişi okucam: "onlar (erkek abazalar) sabırsızlık eyler ise, ellerini yoğunlaştırmış oyuncakta (dildo) buluverirler daha sonrada evirir, çevirir, bi yerlerine girebilir. Gızları (kızlar) elde etmek istersen sabrını himaye altına almalısın ve sadrazamlar güneşlenirken galeyana gelen yeniçeriler'in sahile yellenmesi sonucu iç anadolu'da başlayan karışıklıkta olduğu gibi heyecanlara kapılmamalısın" ve ali abi sana bir şiir yazdım, burda paylaşmak istiyorum.
  • güzel adamsın vesselam
  • güzelsin adamsın
  • ve
  • selam
20 Eylül, 10:50 ·
Ali Gırçıl ayiğenim valla çok gomik adamsın sen bak daha oncede demiştim şimdide diyorum nerden bulun bu lafları bilmem kii nası yazdın lan orhan veli kısakürek sairinin şiirleri gibi olmuş gençken lisedeyken bizde yazırdık gızlara şiirlerde böyle bilemeyiz biz sen iyi yazmışın ajandaya yazadık biz ajanda eskiden zor bulunurdu biliyon mu şimdi her yerde var yılbaşını neyim beklerdik biz ajanda gelecek diye onu da vermezlerdi bize ha saklar dururlardı buldukmu da ammaaa şiirleri döşerdik bizde sonra mektup yapardık temize geçirip hoşnutumuza giden gizin defterinin kitabının altına arasına bi yerlere goyardık gizliden gizliye aşk beslerdik gızlara şimdi öyle mi gençler açık yani sözü neyim çok iyi yazıyon ha valla bak saka neyim sanma amma ben de yazarım bi kere ferdi tayfura yolladıydım bi şiirimi de naptı bilmiyom okumadı kasetlerinde öylece yalan oldu bizim şiir öylece işte biliyon mu
20 Eylül, 11:14 ·

Adyingwish

ali abi, ilk öncelikle bi yazmaya başlıyorsun, nefes almadan cümleyi bitiriyorsun. aslında güzel bir özellik ama sözüm ona noktalama işaretlerine ve yazım kurallarına dikkat edersen kızlar ile kurduğun yada ilerde kuracağın ilişikilerde söz sahibi olmayı başarırsın, daha etkili ve daha anlamlı olur söylediklerin. sakın yanlış anlama ali abi ama sadece senin için diyorum, biliyorum alınmassın böyle şeylerden ama sonuçta seni biraz yontmaya çalışıyoruz (abi bu lafımıda yanlış anlama, iyi anlamda kullandım) topluma ayak uydurtmaya çalışıyoruz seni, yavaş yavaş toplum içinde saygınlığın artıcam gün geçtikçe ali abi, merak etme. yani sen erkek adamsın, senin elinde önemli bir "koz" var, bugün evet senin elinde ama yarın başkalarının elinde olmasını sağlayacağımız "koz"
20 Eylül, 16:58 ·

Adyingwish

------(yukardaki yazının devamıdır)------ yani diyeceğim o ki ali abi; gün olur devran döner,tavuk eğilir horoz gömer.sen hiç merak etme yani abicim. ali abim, sen zaten aşk adamısın, inanırım ferdi tayfura şiir gönderdiğini hatta o şiiri bi şarkısında felan kullanmış olabilme ihtimali yüksek olmakla birlikte sen muhteşem ferdi tayfur dinleyicisisin, sen "duymadım gönderdiğim şiiri" diyorsanda doğrudur, senden kaçmış olamaz!
20 Eylül, 16:59 ·
Ali Gırçıl
çok güzel kelamlar etmişsin adyingwishimammaa bazı yerlerde biraz zor durumlara düştüm bu konuyu özel yerden mesajlaşarak yapaydık o kadar düşmezidim bir beni yontuyormuşumuşsun burada bi dur ben dağdan inmedim ki adyingwishim ben facebooku pek bilmiyorum sadece aman abi abi diyorsunuz peşimden geliyorsunuz elaleme rezil etmeyin bari bizde okumuş yiyenlerimiz var diye hava attırıyoz arkadaşlara amma olmadı neyse sen kendini affettirirsin bilirim seni adyingwishim.. biz zamanında gizlarla çok fink attık amma şimdilik biraz yokluk içerisindeyik bi iki adres istedik amma da buyuk mesele ittin sayfalarca dil döktün fakkat ne adres verdin ne gız fotosu gönderdin bu da ikiii..üçç kozlardan bahsetmişsin anladım ben komik olmus iki anlama da geliyo eheue koz koz sen o kozu karşı tarafın eline geçirttir ben sana söz bi rakı masası kuracam istediğini mezede yapacaam ben söz bilirsin sözüm söz bu gune kadar hiç yalınışımı görmedin adyingwishim demi amma
20 Eylül, 17:57 ·
abimsin. büyüksün. ulu yüce insansın abim benim.
20 Eylül, 19:51 ·
Ali Gırçıl
eyvallah biricik yiğenim aslanım abisinin bi tanesi öperim gözlerinden hadi bakalım bak unutma sözleri hehehe
21 Eylül, 00:53 ·
başka bir gün...;

Ali Gırçıl adyingwishcim bana gecen bi giz numarasını yolladı 250 kontor yolla senle gonuşacam dedi yolladım sonrada açmadı napsak ki yaw

28 Eylül, 21:53 ·
abi senin o zaman 250 gr aklın yok sanırım.. öle şey yapma abi sakın, hele hele 250 .mcık için hiç yapma ali abi.. istersen şikayet edelim telekominikasyom kurumuna dicem ama kızı ne ile suçlucaz ki? yani tamamen senin hatan. sana euro-dolar paritesi hakkında bi kaç şey söleyim hemen bu konu ile alakalı olmamasına karşılık. mark'ın tedavülden kalkmasını hazmedemeyen neo-liboş nazilerin savaşmak yerine sözsel olarak ortaya attığı, sonra da çekilerek zararlarını izlediği parite. haufman sendromu olarak da bilinir. mark'ın 2035 senesinde euro da dolar da patladığı zaman döneceğine inanılan bir düşünce ve paranoyaklık sistemidir. tamammı ali abi, anladın mı şimdi beni?
28 Eylül, 22:02 ·
Ali Gırçıl
anlamadım olm ne yazmışın öyle
29 Eylül, 21:56 ·
ali abi.. anlayamassın tabiki de. 250 grm, akıl, beyin, yok.... ? değil mi abi? neyse .ktir et abicim :)
30 Eylül, 11:55 ·
Ali Gırçıl
sövdürme kendine adyingwish adam gibi sorduk cevap vermeyecesen yazma bi şey benimde umudum olmasın bende 250 gıram yoktur ama onun peşinden gitmesini iyi bilirim
30 Eylül, 16:34 ·

TAMAMEN GERÇEKTİR

Duygu

Sessizlik duygu yüklü gibiydi,
Evet elektrik yüklü de olabilirdi ama,
Hayatta amalara yer yok!
Duygu çocukken bize gelirdi ya en güzel elbisesi ile,
Ben o zaman "meme" ne demek bilmezdim hiç.
Zaten duygunun da memeleri yoktu o zamanlar.
Duygu elbisesini çıkarttığında,
Saçları da bir oraya bir buraya hareket ederdi,
Çok güzel saçları var sanırdım Duygunun.
Meğerse Duygu elektrik yüklüymüş şıllık,
Statik elektrik hemde.
En masumu var ya hani, işte ondan!
Sessizlikle yada saçlarla alakası yokmuş anlayacağın!
Memelere gelince;
Şimdi Duygunun çok güzel 2 tane memesi var benim elleyemediğim,
Küçükken bilmezdim "ELLEYEMEME" nedir?

Burger King-Kong

Karnımızın aniden acıkması ile kendimizi burger king-kong'da bulmamız hiç de kısa sürmedi. (Şimdi burda attım olayı, karnımız hayvanlar gibi açtı ve saatlerce dışarıda yemek yiyecek yer aradıktan sonra karar verilip gidilen ilk yerdi-burda da yalan söyledim; çünkü Ewrah köfte ekmek yemek istedi, Onur kedi etinden köfte ekmeğin güzel olmayacağını, en azından kaplan etinden yemek yapılan bir yerde yiyeceğimiz etin kalori değerinin kedi etinin kalorisinden daha yüksek olacağını ispatlayan o uzun ve sıkıcı konuşmasını yaptıktan sonra karar verip gittiğimiz ilk yer) O kadar acıkmıştık ki akşam üstü, 8,75 olan 2 menüden almaya karar verdik adam başı. Onur, Ewrah ve ben aldık menülerimizi. Menünün tekinde büyük boy patates ve kola veriyorlardı, biz sadece büyük boy kola aldık, diğer patatesinde büyük boy olmasını istedik, kasada duran kadın bize "bunlar bayaaa acıkmış hayvanat bahçesi fillerine benziyor" dedi içinden, içinden dediği halde duydum, çünkü elimden parayı alırken vücudunun yaydığı titreşimleri ben mors alfabesine çevirdikten sonra bunu anladım. Benim böyle bir özelliğim olduğunu bana anımsatan, öğreten o kasiyere de ben burdan sonsuz teşekkürler ederek Nihat Doğan görünümlü şahinin 13 aralık Toronta konserine 2 kişilik bilet hediye etmek istiyorum. Biz menülerimizi aldıktan sonra ben çok süper bir fikir getirip aklıma, dedim ki kasiyere;
-şey biz diğer patatesleri şimdi almasak, bunları bitirdikten sonra sıcak sıcak alsak ve diğer menünün kolalarını almasakta, patatesler büyük boy olsa?
bağyan benim ona vereceğim nihat doğan konser biletini hissetmiş olacak ki, bu isteğimi hemen çok güzel ve güler yüzle;
+tabi ki de beyfendi
diyerek beni sevince boğdu o anda. Çünkü karnım gerçekten çok açtı ve o patatesleri sarımsaklı mayonez ve barbekü sosu ile doyasıya yemeyi çok istiyordum.
Masaya oturduk, yemeklerimizi yedik, aldığımız 12 sos hakkında biraz konuştuk, Emrah yemeğini ilk bitiren oldu, hatta ben 2. hamburgerimi yerken o patatesini bile bitirmiş, hatta ve hatta benim ağzımı yüzümü sildiğim, üstüne üstlük burnumu da sildiğim peçeteyi dahi önümden alıp buffalo sosu ve ketçap bulaşmış ağzını silmeye başlamasıyla, benim o durumu fark edip "yemeklerimi gerçekten çok mu yavaş yiyorum yoksa Emrah hayvan olduğundan dolayı çok mu hızlı yiyor" diyerek kendime sorular sorma anıma denk gelmesi bir oldu. Masada peçete kalmamıştı! Ben hamburgerimi bitirdim, Onur o sırada amerikadan alamadığı fender gitarı hakkındaki konuşmasını bitirdi, ben daha sonra patateslerimi bitirdim. O masada nedense herşeyin bir sonu vardı, herşey bitiyordu. Bu durumun ilginçliği zaten kafa bulandırmaya yetmiyormuş gibi, diğer alacağımız patatesleri nasıl bitireceğimi düşünmeye başladım. Emrah ile ikimiz gidip patateslerimiz aldık, yanında yine 8 tane sos aldık totalde. Ama o patatesleri bitiremedik, ben bu patatesleri bitiremeyince ben çok sevinmeye başladım o anda. Bu masada bitiremediğimiz, sonunu getiremediğimiz bir şey çıkmıştı. Kendi dilimi de yemek yerken ıssırdığım için, çok çok korkmuştum kendimi bile yiyip bitireceğimden. Neyse ki bu teoride bozulmuş oldu patatesler ile birlikte. Daha sonra çıktık biz burger dan diğer arkadaşlarımız ile buluşmak için. Dışarıya doğru adım attığımızda ciğerlerimize çektiğimiz o kış ayının getirmiş olduğu odun ve kömür kokusu ile usulca ama emin adımlar eşliğinde, giyindiğimiz montlarımızın bizi kış aylarında asla yalnız bırakmamasını dileyerek arabaya doğru yürüdük....

Ohh bee

Gece gece beni mutluluğa boğanlar oluyor arada sırada.. Şu sıkıntılı anda birden bire msn'e gelip, konuşma penceresini açıp, bana, benim yüzümü güldürecek şeyler söyleyebilen insanların hemen şu kabloların arkasında olduğunu bilmek, sanal bir pencere kadar yakınımda hissetmek onları ne kadar da güzeldir, değil midir!? Konuda şudur ki, ben kendimi dünyanın en takıntılı adamı sanıyordum. Benden daha çok kafasını bir şeye takıp hallaç pamuğu gibi dağıtanlar varmış. Süper. Tek değilim, yalnız değilim, deli değilim. Artık bunu biliyorum.